5 Ağustos 2009 Çarşamba

Limoncu mevzusu...

Şimdi efendim, etnik caz diye bir olay var malumunuz. Okumuş etmiş adamlarsınız, elbette malumunuz olacak. Ben de dahil olmak üzere, hepimiz ayıla bayıla dinliyoruz bu genreı. Hem karı kız ortamında çok sağlam sükse yapıyoruz caz bilgimizle, hem de sosyal çevremizde tam bir entellektüel gibi karşılanıyoruz filan.

Fakat sorarım size sevgili okur, mal mıyız lan biz? Ne zamandan beri bu derece yabancılaştık darbukaya da adını perküsyon koyduk, nasıl oldu da bizim bildiğimiz bin yıllık ud, çok ulvi bambaşka bir aletmişçesine geri satıldı bize? Ulan niye bizim olanı dışarıdan yeniden satın alıyoruz? Etnik caz dediğin bildiğin bizim toprağın türküleri işte.

Neyse, aslında bunlardan bahsetmiyecektim. Asıl konu başkaydı ama, asıl konu da içinde etnik caz içerince, ben dayanamadım bunları da yazdım. Hatta şimdi bakın şunu da yazıcam, ne olur şu kültür insanları maskesini atsak bir artık yüzümüzden? İstanbul Film Festivali'nde yayınlanmış bir film kötüyse, tutup da artist gibi "aaa ama bak şu sahnesi enfesti, burda bu mesaj vardı" filan demeyi bıraksak? Hayır kime lan bu havamız. Filmin yönetmeni bu kadar savunmaz lan filmini. Adam sik gibi film çektik diye otururken, bir bakıyo, ooo entel çevre ödülden ödüle boğmuş kendisini. Yönetmen de şaşırıyo tabi, sonra al sana baş belası bin bir tane film.

Caz mevzusu da böyle. Çok anlıyoruz ya müzikten, fantastik kuntastik diye diye bildiğin türküyü bize geri satan adamları ilah yapıyoruz. Onu da geçtim, adam dayıyor aksağı, dayıyor aksağı hepimiz kalkıp ayakta alkışlıyoruz. Hayır ben alkışlamıyalım demiyorum, alkışlayalım elbette, ama o adamı alkışlayıp sen benim Ciguli'me laf ettikçe ben orda sinirleniyorum arkadaşım. Ciguli gibi adam mı var be?

Çevirsen bir tane böyle İKSV insanı, sorsan hacı Ciguli diye, ay o ne canım, ne biçim bir sanat anlayışın var senin diye bik bik konuşur. Hayır elinin altında akerdoyan da yokki, ağzına bir tane geçiresin şöyle körüğüyle, tuşuyla. Olmuyor haliyle. Lan o bik bik konuştuğun Ciguli cazın allahını yapıyo lan. Hayır bir de alçakgönüllü, 10 numara da bir insan kendisi. Hatta buyrun bakın, neden kendisine Ciguli diyorlarmış.... Hem onu öğrenmiş olursunuz, arada da enfes performans cabası...



İşte öyle. Ya aslında daha laf sokmak istediğim bir sürü entellektüel "sterotype"ı var ama, yazamıycam bir yazıda hepsini. Hem bunu benden çok daha başarılı bir şekilde Umut Sarıkaya yapıyor. Çok güzel bir insan lan o. Seviyoruz onu da.

Efendim müsdenizle giriyorum artık asıl konuya. Asıl konuya girmeden önce sizi Winston Wolf'la tanıştırmam lazım. Burayı okuyanların bir kısmı zaten kendisini tanıyor. Tanımayanlar da gitsin bloguna tanışsın, güzel yazan, güzel iletişim kuran bir insan evladımız kendisi. Şimdi bu insan evladı blogunda demişki, "babaların zulası" demiş. O Baba Zula deyince de, haliyle benim aklıma derhal Kör Limoncu geldi. Önlenemez bir akıl zincirim var bu şekilde, Baba Zula dedin mi, aklıma Kör Limoncu'nun gelmemesi olanaksızdır. En sevdiğim şarkılarından biridir bu keyifli grubumuzun. O şarkıyı bilmeyenler için buyrun, bir dev hizmet daha, ahanda aşağıda.



Şimdi ben bu şarkıyı Winston Wolf'a armağan etmek için Youtube'da ararken -ki bulamadım- bambaşka bir şarkı buldum lan. Bu bulduğum şarkıyı çok uzun zaman önce şans eseri Youtube'da yakalamıştım. O zaman öyle dinleyip, çok beğenip geçmişim. Sonradan sonraya aklıma düştü bu şarkı benim ama, Youtube'da bir türlü bulamamıştım kendisini. Ta ki işte, Winston Wolf için Kör Limoncu'yu arayana kadar. Bizim Kör'ü bulamadım ama, elin yavurunun Limoncu'sunu buldum ey sevgili okur. İşte o elin yavurundan dinleyip çok beğendiğim Limoncu, o da aşağıda efendim.



Şimdi diyeceksinizki, e yarrağam iki saat yukarıda etnik caza laf soktun, geldin şimdi çok sevdim diye bizimle etnik caz paylaşıyorsun? Hayır efendim, ben etnik caza filan laf sokmadım. Etnik cazın köpeğiyim diye gezip de, onun kurulduğu temellere bok atanlara laf soktum. Mutluyum. Yine olsun yine sokarım. Ya da bu entel geçinen gerizekalı "burjuva sanatseveri" takımına laf sokma işini, Umut Sarıkaya'ya bırakırım. Ne de olsa o bu işi benden daha güzel yapıyor. E hadi alın bakalım, bu da size benden bonus olsun, Crossing The Bridge'den, Roman müziği sahnesi. Bakın bakalım Flamenko nasıl ortaya çıkmış:



Çok önemli not: Şu yaptığımı milliyetçiliğe veya batı düşmanlığına filan bağlıyacaksanız, lütfen topuklarınız götünüze vurarak uzaklaşın bu blogtan. Enternasyonel bir düşünce yapısına sahip olduğumu 70e yakın yazıdır anlamadıysanız, daha da birşey anlamanız mümkün değil sizin.

Önemli olabilecek gibi olan not: Burjuva sanatseveri işini irdele, hatta bu kavramdan okul için proje çıkar. Mevzuyu biraz daha harlamak için, arşivden "Cihangir kafası"nı çıkar, yeniden oku.

6 yorum:

  1. bi kere benden sürekli insan diye bahsetmen çok beni çok içlendirdi.
    genelde hayvan olarak anılırım.
    ne desem "hayvansınnn"
    ne yapsam "hayvan gibi yapmaa" şeklindeki yorumlara maruz kaldığım için, insan olarak anılmak garibime ayrıcana da hoşuma gitti.

    bi de armağan etmek için ar-ge olayına girmişsin, sen şu an benim için kralsıni, alemin kralı selamonsun.
    ver lan adresi, kolböreği yaprak dolma olayı ciddiye bindi :)

    YanıtlaSil
  2. Öeh, damar bulduk lan sevgili okur, çok heyecanlıyım lan sevgili okur. Dolma ve kol böreği gelir mi ki lan okur? Gelirse ben de sana mercimek köftesi yapar yollarım bak. Elimden gelir mi bilmiyorum ama, denerim. Zira çok sevdiğim birşey kendisi. =)

    Hehe, uğraşma lan boş ver, yurtta yaşıyorum ama ev de aynı şehirde, gider eve yerim en kötüsü. Ama yok illaha bir kol böreği olsun bi dolma olsun yollucam sana diyorsan, hemen atıyorum mail adresine adresimi =)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba oğlum.
    19.yy sonlarına doğru doğan ve 20 yy ilk yarısına kadar altın dönemini yaşamış olan Jazz, Amerikan siyah ırkının New Orleans'ta yaygınlaştırdığı çok elit bir müzikk türüdür.
    Aynı zamanda Afrika ve Avrupa etkilerini çok iyi harmanlayan ve GOSPEL tarzı ile birleşen jazz, 1960 yılından sonra etkisini kaybetmiştir.
    Jazz müziğinin en başarılı sanatçıları ise, Loıs Armstrong-Duke Ellington- Miles Davis- Charlie Parker-Billie Holiday ve Nat King Cole dir.
    Chic Corea ise piyano da Jazz tınılarını ile en başarılı icraa eden biridir.
    Jazz tarihinde ise en başarılı albümü Miles Davis yapmış, Albümü ise KİND OF BLUE dir.
    Diğer başarılı albümlerse Brilliant Corners- Thelonıus Monk- Virtuosso_ Jose Pass- What a Wonderful World- Luıs Armstrong ve Unforgetable- Nat King Cole dir.
    Jazz tarihinin ise bana görer en büyüleyici sesi ise EDİTH PİAFF'tır. Genç yaşta hayatını kaybeden bu sanatçının plaktan yayılan hüzünlü sesi insanı biryerlere alıp götürüyor. Onun sana önereceğim parçalarıysa Milond- La vie en rose ve Padam Padam
    Günümüzde ise Joss Stone ve Norah Jones gibi 2 cici kız Jazz müziğinin en yeni örneklerini vermektedir.
    Jazz müziğine her daim kulan vermen dileğiyle.
    Sevgimle kal.
    Baban.
    Not: Sana Jazz tarihi ile ilgili kısa bir not sundum.Umarım ukalalık yapmamışimdir.?

    YanıtlaSil
  4. eklemeden geçemem,tutamıyorum kendimi.
    bir de şuna göze at isterim.

    ben böyle bir şey izlemedim ömrüm billah.
    kalp krizinden gidiyordum zaten orda, 10 tane votka-redbull etkisi yapıyor adama.
    sanırım herhangi bir albümlerinde de yok bu.ya da var benim cehaletim.

    http://www.youtube.com/watch?v=O1F00WeTZcA

    YanıtlaSil
  5. @Şafak: Aman baba olur mu, ne demek ukalık, çok teşekkürler paylaştığın için.

    @Winston Wolferin: Yorumlardan okuduğum kadarıyla İsmail'e Öpücük'müş şarkının adı. Ben de yok diye biliyorum bu şarkı albümlerde. Keyifliymiş ama cidden. Çok sevmeme rağmen bir türlü canlı izleyemedim adamları, ben ona yanarım. Sahneleri şahane üstelik.

    YanıtlaSil
  6. Selim abinin caldigi mekanin adi Zagorun yeri. Edirne Kesanda. Sirf o buyuk bardaklardan bira icip, hani denk gelirse bi cingene cilingirine kaynak olmak icin gittiydim. Ama Zagor esrardan iceri girince mekan kapanmis. Onun icin oralarda iyi muzik calinir.

    YanıtlaSil

yor beni, yorumla beni